Arıcılığın Tarihi

Arıcılığın hikayesi insanlığın ilk devirlerine kadar uzanır. İlk çağlarda ormanlarda, yaşlanmış büyük ağaçların gövdelerinde, oyuklar ve kaya kovuklarında barınan balarısı kolonileri, tatlı cevherleriyle yüzyıllar boyu insanlığa fayda sağlamışlardır. Son yıllarda yapılan devamlı araştırmalar bu gerçeği ortaya koymuştur. İspanya'da yapılan arkeolojik kazılar ve incelemelerde, 16 bin yıl öncesine ait bir mağaranın duvarlarına çizilmiş petek ve bundan sızan bal resimleri, o zamandan beri insanoğlunun arıcılığı bildiğini göstermektedir. Milattan öncelerine ait Hint, Mısır, Yunan, Roma ve Hitit uygarlıkları incelenirken arı ve bala dair değerli bilgiler ele geçmiştir.
Orta Anadolu'da yapılan Boğazköy kazılarında bulunan belgelerden milattan aşağı yukarı 13 yüzyıl önceleri Hititlerin arıcılığa büyük önem verdikleri anlaşılıyor. Hititlerin 202 maddelik yasalarında arıcılığa dair çok dikkate değer hükümler de yer almıştı. Eski Türkler de arıcılığa layık olduğu değeri vermekte kusur etmemişlerdir. "Türk Tarihi" adlı eserin 12.cildinde ve Türk dini bahsinde geleneklerine bağlı Çermis'lerin arılar hakkında bir duası şöyle kaydedilmektedir."Malı (sığırları) büyüten ulu Tanrı Arıyı üreten ulu Tanrı Sana yalvarıyoruz ki; arılarımızı çoğalt, kanatlarına kuvvet ver. Sabahın çiğinde uçarlarken onları tatlı meyvalara rastgetir"